Feminen Konum Neden Sarsıcıdır? Lacan ve Cinsiyetlenme
- Kaan Utkan
- 11 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 13 Oca
Lacan’a göre cinsiyetlenme, kastrasyon tarafından belirlenir ve kastrasyona karşı alınabilecek iki konum vardır: feminen ve maskülen konum. Bu konumlar anatomi, fizyoloji veya cinsiyet kimlikleri tarafından belirlenmez; öznenin kastrasyon veya fallik işlev ile nasıl ilişkilendiğine işaret eder.Yani, dil tarafından bölünmenin farklı halleridir. Dolayısıyla, bu iki cinsiyetlenme konumu, biyolojik cinsiyete değil, öznenin eksikle kurduğu ilişkiye dayanır.
Cinsiyetlenme formülasyonuna göre bu cinsiyet konumları arasında bir tamamlayıcılık ve karşıtlık yoktur, bir ilişkisizlik (non-relation) vardır. Aynı zamanda, Lacan’da cinsiyetlenme öznenin bir kimlik kurma girişimindeki yapısal başarısızlığını tanımlar. Diğer bir deyişle, tutarlı bir kimlik kurmakta başarısız olmanın iki yolu vardır; iki cinsiyet konumunun varlığı bundan kaynaklanır.
Maskülen konumda öznellik, kastrasyondan kaçan, dolayısıyla eksiksiz bir istisnanın olduğu idealinin etrafında döner. Ancak bu olunması, simgesel düzende var edilmesi yasaklanan bir idealdir. Feminen konumdaki öznellik de kastrasyona tabidir ancak kastrasyonla sınırlı değildir. Dolayısıyla, bu kapalı bir kadınlar kümesinden bahsetmeyi imkansız kılar. Kadın, kadın bütün değildir/hepsi değildir. Aynı zamanda, feminen konum sembolik düzenin ötesine geçmenin imkansızlığını vurgulayarak maskülen konumun tamlık veya eksiksizlik hayalini baltalar. Dolayısıyla, feminen konumun politik imaları vardır.
Maskülen konumda özne, arzusunun nedeni olan nesneye yönelir ve onun için ancak fallik işlev boyutunda jouissance mümkündür. Feminen konumdaki özne ise ya fallusa, yani eksiğin gösterenine, ya da bölünmüş Öteki’nin gösterinine, yani S(Ⱥ)’a, toplumun tariflerinin ötesinde kalan başka bir şeye yönelir ve bundan ötürü bir Öteki jouissance’ın varlığı söz konusudur. Bu başka yönelme biçimi ve Öteki jouissance yalnızca feminen pozisyona özgüdür. Öteki jouissance dille erişilemeyenle, yani simgeselin ötesindekiyle ilişkilidir.
Bütün bunlar bağlamında feminen konum, tamlığı, istikrarı ve bütünlüğü dayatan patriyarka için hem bir travma hem bir tehdittir; bu yüzden patriyarkal düzen, feminen konuma ve eksiğe fallus diretir. Zira feminen konumdaki öznellik, eksiği kabul eder. Eksiği merkeze alan bir öznellik, düzeni sabitlemeye çalışan fallik düzen için sarsıcıdır. Bu nedenle normatif olmayan öznellik biçimleri, fallik işlevin tanımladığı ikiliklere, tamamlayıcılığa veya belirli reçetelere uymadığı için varlıklarıyla patriyarkal düzeni sarsarak sorgular; bu sarsmanın durdurulması için bu öznellikler yok edilmeye, bastırılmaya veya susturulmaya çalışılır.
Bugün yasa dahilinde olan ancak normatif olmayan, patriyarkanın reçetelerine uymayan arzulama ve var olma biçimlerinin, cinselliklerin ve kimliklerin yoğun biçimde hedef haline gelmesi ve görünmez kılınmaya çalışılması, feminen konumun her tür normatif düzen için hala sarsıcı olmasının güncel örnekleridir.
Zupančič’e göre cinsel ilişkisizlik (non-relation) üzerine yapılan vurgu, sadece politik bir eylem olmanın ötesinde, esas politik eylemdir. Zira ona göre “en baskıcı toplumlar kati biçimde cinsel ilişkinin mevcudiyetini beyan eden (ve dayatan) toplumlar olmuştur her zaman: “Uyumlu” bir ilişki, özlerin ve bu özlere ilişkin rollerin kesin tanımlanmış olması ön koşuluna bağlanmıştır. Yerini bilmeyen bir kadın, ilişki imgesi (mesela birbirini tamamlayan iki unsurdan oluşan bir bütünlük ya da bir tür “kozmik düzen”) için tehdit oluşturur. Psikanaliz ise buna, kadının aslında bu baskıcı düzenlerin zannettiğinden başka bir şey olduğunu söyleyerek değil, çok farklı, çok daha güçlü bir iddiayla yanıt verir: Kadın diye bir şey yoktur.” (s. 42-43).
Kaynakça
Alenka Zupancic - Cinsellik Nedir?
Bruce Fink - Lacancı Özne
Jacques Lacan – Yine/Hâlâ
Todd McGowan – The Cambridge Introduction to Jacques Lacan
Yorumlar